Dirmilli

Yaşar ÇAĞBAYIR

ÇANAKKALE İÇİNDE VURDULAR

KİŞİLER:

(Oyun için)
 Birinci Ses (Net ve gür erkek sesi)
 İkinci Ses (Tok ve yankılı erkek sesi)
 Numan Ağa  : Kırk beş yaşlarında
 Esma Hatun  : Kırk yaşlarında
 İsmail (oğulları): On dokuz – yirmi yaşlarında
 Ayşe (gelinleri): On sekiz yaşlarında
 Zeynep (kızları): Yirmi beş yaşlarında
 Elif (kızları) : Yirmi iki yaşlarında
  Tellal
(Söz Korosu için)
 Birinci erkek  Birinci kız
 İkinci erkek  İkinci kız
 Üçüncü erkek Üçüncü kız
 Dördüncü erkek Dördüncü kız
(Olay bir Anadolu köylüsünün evinde geçmektedir.
Kıyafet, Cumhuriyet öncesi dönem Anadolu kadın ve erkek giysileridir.)
Ön Deyiş

BİRİNCİ SES: (Ney  taksimi eşliğinde, net ve gür) Kişi, dünüyle geçmişin mirası, bugünüyle hâlin varlığı, yarınıyla geleceğin temelidir. Geçmişine dayanmayan, köksüz; bugününü yaşamayan kuru; geleceğini kuramayan kısır bir yaratık değil de nedir?
Geleceğimizin temelini kurabilmek için, bugünü nasıl yaşayacağımızı bilmek zorundayız. Nasıl yaşayacağımızı bilmek için de zaman zaman dünü düşünmeli, geçmişi tanımalıyız. Çünkü biz bugünü yaşayabiliyorsak, bu dünküler sayesindedir.
Önce düne bakalım: Altı bin yıllık Türk tarihinin altın sayfalarından süzülmüş bin iki yüz yıllık bir ulu abide dile geliyor:
İKİNCİ SES: “Üstte masmavi bir gökyüzü, altta yağız bir yer yaratılmış. İkisi arasına da insanoğlu konulmuş.”
BİRİNCİ SES: (Devamla) Tanrı böyle münasip görmüş.  Bu insanlar boy boy, renk renk, çeşit çeşit imiş. İnsanlar boylara, kavimlere, milletlere ayrılmış. Bunlardan birisi de benim atalarım, senin atalarınmış.
Sert iklimlerin hüküm sürdüğü bir bozkır insanı imiş. Bazen derlenir toplanır, devlet tutar, güçlü millet olur; ilini töresini tutar, düzene koyarmış. Lâkin dört bucak düşman doluymuş. İş erkekçe olursa düşmanlarını dize getirirmiş. Hele yöneticileri akıllı, bilgili ise kimse yan bakamazmış. Beyi ile boyu, ulusu ile tudunu, kağanı ile budunu bir granit gülle olur düşmanına, düşmanının başına düşermiş. Hem öyle düşermiş ki düşmanının dünyası ters dönermiş.
Ama iş kandırmacaya geldi mi; yöneticileri bilgisiz, beceriksiz, başarısız oldu mu, tuttuğu illeri elinden aldırır, birbirlerine düşer, düşmana tutsak olur, kanı derelerden sel olup akarmış. Oğullarına yabancı isimler, kızlarına yabancı eşler bulurmuş. Özüne yabancı olmaya başlarmış. İşte bugünün Bulgarları, işte bugünün Macarları… Vaktiyle birer Türk boyu değiller miydi?
Bazıları da var ki, hiç taviz vermez, özünü sözünü korurmuş. Devletini düzenini korurmuş. Bunun için büyümüş, bunun için yürümüş. Yürüdükçe büyümüş, büyüdükçe yürümüş. 1071 derler bir zaman içre, gelip dev gibi bir orduyu eritmiş, yeni yer tutmuş. Yeni yurt kurmuş. “Anadolu” demiş oturmuş. Kalan benimledir, gidene uğurlar ola… Buralar Türk’e ikinci bir anayurt ola!..
Düşman durur mu?.. Çin bitmiş, Haçlı başlamış. Sefer üstüne sefer yapmış. Birinci, ikinci, üçüncü… ve bilmem kaçıncı, saymakla bitmez. Dokuz yüz sene sürmüş bu seferler. Biti kanlanan Haçlı seferi düzenlemiş.
“İngiliz” derler, Dünya’nın öbür ucunda bir yamyam türemiş. Dünya’yı yemek, Dünya’yı sömürmekmiş amacı… Rus Çarlığı denilen bir başkası türemiş soğuk iklimlerin kucağında… Sıcak denizlere inmek, Dünya’ya hükmetmekmiş amacı… Ama Türkleri yollarına engel görürlermiş… Bunun için birkaç yandaş devlet alıp Dünya’ya dehşet saçmışlar… Yeni bir Haçlı seferi başlamış Anadolu’ya… Türkler üzerine… Zaman 1877’ler… ve daha sonrası 1915’ler…
BİRİNCİ SAHNE
(Bir Anadolu evi, dekor basit, süs yok, ufak tefek ev eşyası)
ESMA HATUN: (Yalnız. Elinde örgü. İçli bir türkü söylemektedir.)
“Bahar gelmeyince bülbül ötmezmiş
Bir kuru yaprakta meyve bitmezmiş
Derdimi söylerim ıssız dağlara
Oğulsuz ocakta duman tütmezmiş.”
NUMAN AĞA: (Kapıdan girer, karısının türkü söylemekte olduğunu görünce sessiz ve yavaş ilerler, durur, dinler.)
ESMA HATUN: (Kocasını fark etmez, devam eder.)
“Dili şeker şerbet ezenim yoktur
İncecik tülbentten süzenim yoktur
Neyleyim sarayı, neyleyim köşkü
İçinde salınıp gezenim yoktur.”
(Numan Ağa’yı görür, susar. Utanır, elindeki işi toplar, ayağa kalkmaya davranır.)
NUMAN AĞA: (Karısının oturmasını işaret eder.) Esma’m, yine yüreğin yanık. Neye içlenirsin bu kadar?
ESMA HATUN: Başımın bahtı, evimin tahtı. Göz açıp gördüğüm, gönül verip sevdiğim a Numan Ağam!.. Bunca mal mülk, bunca zenginlik içinde yüzmekteyiz. Bir derdimiz yok… Sağlığımız yerinde… Aç değiliz, varlığımız yerinde… Huri dengi kızlarımız var…  İlle de bir erkek evlât der, der de yüreğim parçalanır…  Derdim budur Ağam… Ne olsun?…
NUMAN AĞA:  Ne zamandır farkındayım, dertlenmenin bir oğul için olduğunu. Kızlarımız yetmez olmuştur sana… Allah büyüktür… Bize bir erkek çocuğu da çok görmez elbet… Dua et  Mevlâ’ya…
ESMA HATUN: Duadayım gündüz gece. Hani beş yıl oldu… İki kız… Elim duadan inmez… Başım secdeden kalkmaz… Bir oğul dilerim Mevlâ’dan… Bir oğul…
(Işıklar kararır… Arkadan “Bebek beni del’eyledi.” türküsü söylenir.)
BİRİNCİ SES: Allah Esma Hatun’un duasını, Numan Ağa’nın niyazını kabul eder. Nur topu gibi bir oğul verir. Verir lâkin üç ay önce askere alınan Numan Ağa’nın künyesi gelir.
(Burası Muş’tur, yolu yokuştur.” türküsü söylenir.)
BİRİNCİ SES: (Devamla) Giden gelmiyor, acep ne iştir?
Rus savaşı, Kırım, Sivastopol, Deliorman, Bosnasaray, Sırp, Karadağ, Plevne, Tırnova, Şıpka, Kafkasya, Yanhiler, Erzurum, Kars, Tunus, Mısır, Libya, Trablusgarp, Balkan, Yunan, Girit, Yemen, Cezayir daha hangisini sayayım…
Gidenleri geri göndermez. Gençliğine doymadan, muratlarına ermeden nice babayiğit delikanlıları yemektedir, tüketmektedir. Yiyen hep aynı zihniyet, aynı niyet… Ancak kılık değişik…
Biz yine dönelim aynı Anadolu evine… Numan Ağanın yetimine İsmail adını koyarlar, göbek adını Kahraman…
“At ayağı tetik, ozan dili çevik olur.” demiş, dili güzel biri… Yetim İsmail de öyle; yıllar yılları kovalamış, oylum oylum mevsimler mevsimleri… Kahraman İsmail büyümüş, delikanlı olmuş. Olmuş ama bir buruk haber gelir kapıya dayanır:
İKİNCİ SAHNE
(Işık yanar, İsmail, annesi ve iki kız kardeşi ile birlikte oturmaktadırlar. Kadınların her birinin elinde ayrı bir iş vardır.)
(Dışarıdan davul ile birlikte tellalın sesi gelir.)
TELLAL: (Davul eşliğinde) Ey ümmeti Muhammed, duyduk duymadık demeyin haaa!…
Padişahımız ulu hakan devleti şahanelerinin fermanıdır haaa!..
Küffar donanması Çanakkale önlerine gelmekte olup Devleti Âl-î Osman İngiliz, Fransız ve İtalyan küffarına karşı harp ilân etmiştir…
Eli silâh tutan kim varsa, yarından tezi yok orduya katıla…
Duyduk duymadık demeyin haaa!…
ESMA HATUN: (Dizlerini yumruklaya yumruklaya) Demek doğruymuş… Doğruymuş… Kaç gündür dedikodusu olurdu da inanasım gelmezdi, devlet yeni bir savaşa girmiş deye… (İsmail’e) Gel karagözlüm… Mürüvvetini göreyim… Ocağımız… Ocağımız sönmesin!…
İSMAİL: Anne anne… O ne biçim söz öyle?.. Savaş çıktıysa hemen ölüme gitmiyoruz ya!..
ESMA HATUN: (Dizlerini yumruklamaya devam ederek) Baban da öyle dediydi oğul… Kefereyi defedip geleceğim, dediydi… Döneceğim dediydi… Gittikten üç ay sonra künyesi geldi… Sen bilmezsin… O gün sen doğdun… Yüce Mevlâ’ya yıllarca dua ettim… Oğul ver diye… Dualarım kabul olundu, bir oğul sahibi oldum diye sevineyim mi? Dağ gibi Numan Ağam gitti diye yerineyim mi? Bilemedim, oğul bilemedim… Kadir Mevlâm bir kederi bir sevinçle karşıladı… Oğul… Şimdi o sevincim de uçacak, elden gidecek diye korkarım oğul… Oğul…
İSMAİL: Anne, Allah ne takdir ettiyse o olur. Kimse önüne geçemez…
ESMA HATUN:  Allah’ın takdirinin önüne geçilmez ama oğul, yüreğim yanar, yüreğim… Ne yapayım… Ana yüreği… Enişten Ali gitti… İki aydır haber yok… Kardeşin Zeynep işte… Eli kucağında… Ali’sinin yolunu bekler… Elif’in nişanlısından hiç haber çıkmaz.  Sağ mı, sayrı mı? Esir mi, şehit mi?.. Kim bilir hangi cephede?.. Sen de gidersen bu evde erkek kalmayacak oğul… Senin mürüvvetini görmek isterdim oğul…  Gel seni başgöz edeyim… Kimi istersen… Gelinim olsun. Sen yoksun… Yanımda kızlarıma yoldaş olsun. Üç kadının olduğu yerde dördüncüsü de olur gider…  Hem belki de soyumuz kesilmez… Ocağımız sönmez… Yarına da asker gerek, yarına da erkek gerek, ana kuzusu gerek, kurbanlık gerek… Kâfire haddini bildirecek er gerek… Bu vatanı koruyacak asker gerek… Şu kadınları koruyacak erkek gerek, oğul…
(Işıklar söner.)
“Şen ola düğün, şen ola” türküsü çalınır. Bu arada sahne değişir. Söz korosu yerini alır.)
BİRİNCİ SES: İsmail yörenin en güzel kızı Ayşe ile evlenir. Düğünün haftasına, İsmail, arkadaşlarına yetişmek üzere cepheye yollanır.

SÖZ KOROSU
(Derinden ve uzaktan zaman zaman silâh sesleri, top gürültüleri, patlamalar)
BİRİNCİ ERKEK:
Top sesleriyle uyandık bir sabah uykudan
Koskoca bir kıta sarsılıyor korkudan.
Kanlı bir canavar ağzı gibi ufuklar,
Kurt kuş haykırıyor:
İKİNCİ ERKEK:  ……. “Boğazda savaş var!”
BİRİNCİ KIZ:
Ürperdi Akdeniz’in güzelim rüzgârı
Görünce çelikten, ateş yığını orduları.
Nefesini tuttu bulutlar, görünce denizi
Sandılar Çanakkale artık bıraktı bizi.
İKİNCİ ERKEK:
Taşıdı beş kıtadan bütün askerini,
Koşuyor deniz aşırı Britanya orduları…
İki deniz kavşağı, Türk’ün geçit yerini
Topa tuttu kara, hava, deniz yıldırımları.
İKİNCİ KIZ:
Deniz delirdi, kudurdu; durdu durdu vurdu.
Ufacık kara parçası göz göz, çukur çukurdu.
Barut alevinin yardımına koştu kızgın sular.
“Yavaş ol biraz, burada Türk’ün eğilmez başı var!..”
ÜÇÜNCÜ ERKEK:
Orada volkan gibi püsküren zırhlılar,
Burada Anadolu kadar saf Mehmetçik var.
ÜÇÜNCÜ KIZ:
Düşmanın kızgın nefesi Akdeniz’i doldurdu.
Kıyamet kopsa ancak böyle olurdu.
BERABER:
“Asıl şimdi başladı çok kanlı bir boğuşma,
Cehennem gibi güldü  hiddetinden donanma,
Bir düşenin yerine fırlıyor beşi, onu,
Yerden hayat fışkırsa yine ölümdür sonu!..” (HNP)
ÜÇÜNCÜ ERKEK:
Karaya çıkarken Britanya’nın ejderi,
Hamilton haykırıyordu:
İKİNCİ ERKEK: ….. …………..  “Öl, dönme geri!..”
İKİNCİ KIZ: 
Zulmün ortağı ancak başka bir karanlık;
Çanakkale’de karaya vurdu Birleşik Krallık.
BERABER:
Bir çiçek saflığında şehit düşen yiğitler!
Kalkın, başınıza aç çakallar üşüşecekler…
BİRİNCİ ERKEK:
Türk’ün yıldızı parladı, bu karanlık gecede,
BİRİNCİ KIZ:
Türk’ün yıldızı parladı, bu karanlık gecede.

İKİNCİ ERKEK:
Çağları durduracak bir iman göğsünde…
İKİNCİ KIZ:
Çağları durduracak bir iman göğsünde…
ERKEKLER:
Anzak’ları sürdük, süngümüzle denize…
Korkmayız, şehitlik şerbeti nasipse bize…
İKİNCİ ERKEK:
Toprağın beğenmedikleri, döküldü denize.
Nasibin budur düşman, yine gelirsen bize…
ÜÇÜNCÜ ERKEK:
Takmış, ak polat çelik süngüsünü tüfeğine;
Siperden fırladı Mehmetçik kurşun yerine…
ERKEKLER:
Makineli tüfekler tırpan olmuş, biçiyor.
Rüzgâr değil, başımızdan kurşun geçiyor.
DÖRDÜNCÜ KIZ:
Düşman öfkeden kudurdu, bir daha hücuma kalktı.
Topların ağzından alev fışkırdı, yıktı, yaktı…
DÖRDÜNCÜ ERKEK:
Toprak bile öldü, sağ kalanlarla direndik.
Dökülen temiz kanlarla denizi temizledik.
BİRİNCİ KIZ:
Kandan kızarmış tepeler el değiştiriyor.

BİRİNCİ ERKEK:
Kandan kızarmış tepeler el değiştiriyor.
BİRİNCİ KIZ:
Alçıtepe, düşmana çelikten bir dağ oluyor.

BİRİNCİ ERKEK:
Alçıtepe, düşmana çelikten bir dağ oluyor.
KIZLAR:
Hamilton’ın kararı okunur:
ÜÇÜNCÜ ERKEK:
—————————— “Şu meş’um boğazların
Sahibi olmalıyım bugün, en geç yarın.”
KIZLAR:
Gelibolu’ya bu yüzden durmadan çullanıyor,
Bu, yangın değil ki, Cehennem kaynıyor…
ÜÇÜNCÜ ERKEK:
Kanlısırt tehlikede, direndi Alçıtepe,
Göğüsler meydan okuyor, ateşe de çeliğe de…
ERKEKLER:
Gökten rahmet değil, alev yağdı, gülle yağdı.
Kara topraktan bereket değil, ölüm doğdu.
“Allah Allah!” narası topları susturdu.
Yerle göğün arasını alevler doldurdu.
KIZLAR:
Her Zelandalı’nın göğsünde bitiyor zıpkın,
Süngülerin canı bugün daha sıkkın.
Taraflar öyle girişti ki birbirine burada,
Ölenler vuruşuyor sanki öbür dünyada…
BİRİNCİ KIZ:
Otlar yanık, ağaçlar yanık, taş toprak yanıyor
Her yanık çalının dibinde bir yaralı inliyor.
İKİNCİ ERKEK:
Her şehit artık orada bir abidedir şimdi.
Kesik bedenler savunur vatanı şimdi.
ÜÇÜNCÜ ERKEK:
Nefesinizi tutun, ne olur! Konuşuyor ölüler…
DÖRDÜNCÜ ERKEK:
            (Fısıltı hâlinde)
“Nerede, niçin, kim için öldük?”
ÜÇÜNCÜ ERKEK:
 …………………………. …….    Diyor  toplama sürüler…
İKİNCİ KIZ:
Bir Hintli’nin yanında Senagalli yatıyor,
Ufuklara hasret ölmüş gibi bakıyor…
BERABER:
Batının amansız hırsını karşımıza yığdılar
Esir kitleleri, bilmem, nereden buldular?
ERKEKLER:
Bu çığ düşerken başımıza, insanlığı koruduk biz,
Vahşet önünde yalçın kaya gibi durdu göğsümüz.

KIZLAR:
En heybetli ordulara Gelibolu mezar oldu.
ERKEKLER:
“Çanakkale geçilmez!..”

KIZLAR:
…………………………………Bunu Dünya bilmiyordu.
 BERABER:
Şehitlerimizle bütün âlem öğüne,
Tarihler böyle yazacak iyi biline…
BİRİNCİ ERKEK:
Kuşlar haber getirdi bugün Anadolu’dan:
Issız kaldı dağlar, kuzular ürker dağ yolundan.
Boşalmış bütün köyler, çiçekler açmaz olmuş,
Çanakkale kurtuldu ama kadını yastan solmuş.
BİRİNCİ SES:
İngiliz ve avenesi hem denizde, hem de karada dersini almış… Yine de harcayıp bitirememiş canavarlığını…
(“Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa” türküsü söylenir.)
İKİNCİ SES: (Yankılı ve gittikçe hafifler.)
 Çanakkale geçilmez… Çanakkale geçilmez…  Çanakkale geçilmez… (Top sesleri devam eder. Işıklar yanar.)

ÜÇÜNCÜ SAHNE:
(Aynı Anadolu evi, biraz daha yoksullaşmıştır.)
ESMA HATUN:
(İki kızı ile oturmaktadır. Düşüncelidir. Ellerini açar, duaya başlar.)
AYŞE:
(İçeriye girer, elindeki kâğıdı uzatır. Düşer bayılır. Bu arada) Anne İsmail…
ESMA HATUN:
(Gelinine koşturur, onu tutar, elinden kâğıdı alır, Elif’e verir.) Ne oldu gelinim sana, ne var?… (Elif’e) Oku şunu yavrum…
ELİF:
(Annesinin uzattığı kâğıdı alır, içinden okur, okudukça fenalaşır.) Anne kardeşim, kardeşim… İsmail cephede kalmış… Şehit… (Kapanır, ağlamaya başlar.)
ESMA HATUN:
(Gelini ve kızları kucağına yumulmuş ağlaşmaktadırlar.)
İşte kızım, gelinim… Anadolu kadınının kaderi bu… Dünyaya getir, besle, büyüt, yetiştir… Civan delikanlı olsun… Sonu bu… Ne oğulun oğul hayrını görür, ne kocasının koca hayrını… Sonu bu… (Elindeki kâğıdı gösterir) İşte… dört satır kara yazı… (Kâğıdı bağrına basar.) Anadolu… Ana dolu… Analarla dolu… Analar dolu… Ana ana dolu…
(Işıklar söner, “Çanakkale içinde vurdular” türküsü söylenir.)

13/03/2007 Yazan: ycagbayir | Şiir | | Henüz Yorum Yok