HERKES DÜMEN BAŞINDA
Yaşar Çağbayır
Süleyman, arada bir poflayıp sigara içer gibi duman çıkaran sobanın başında, yanındaki üç beş kişiye hararetli hararetli bir şeyler anlatıyordu. Kahveci ocaktan kaptığı tepsi ile boşları toplamaya geldi. Kimi boş sandalyeye, kimi ayağının biri bozuk olduğu için yamuk duran masa üzerine bırakılmış bardakları almaya başladı. Sohbete iyice dalmış bulunan grubun neşesi kaçtı, ellerini ceplerine atmaktan ve üç beş hesabı yaparak sohbeti bölmektense kahveciyi başlarından savmak için bir şeyler daha içmeyi yeğlediler. Süleyman:
- Bana bir guşburnu…
– Ben alme…
- Bana dall’ada…
– Bana zalep…
– Ben illamur…
Konuşma kaldığı yerden devam etti.
Bilgiçkent yakınında büyük bir göl vardır. Karagöl çevresindeki köylüler çiftçiliğin yanı sıra balıkçılık da yaparlarmış. Bir gün bu köylerden birisinde spor hevesi uyanmış. O köyün gençleri yüzme, kürek, su kayağı gibi aklınıza hangi tür su sporu gelirse hepsinde başa güreşir olmuşlar. Ülke çapında ün salmışlar. Madalya üstüne madalya almışlar.
Süleyman’ın hararetle sözünü ettiği ve çevresindekilerin can kulağıyla dinlediği bu yarışmaların öyküsü idi. Doğrusu Süleyman bizzat kendi ağzı ile söyledi; Karagöl’ün öte yüzündeki bu köyü kıskanır olmuştur.
Daha o akşam Bilgiçkentliler, düşünmüşler taşınmışlar; oturmuş konuşmuşlar; sonunda bu spora el atmayı planlamışlardır. Gençlerimizi tembellikten kurtaralım diye düşündüklerini hemen uygulamaya geçirmişler ve öncelikle kürek takımını kurmuşlar: Bilgiçkent Su Sporları Klübü Kürek Takımı…
Bu iş için tekne, kürek, ip, yelken daha bilmem ne varsa hepsini sağlamışlar. İleri gelenlerden bir teknik heyet oluşturulur… Başlarına da bir direktör atanır. Ve ölümüne çalışma başlar. Bütün köylü kürekle yatar, tekne ile kalkar olmuştur. Aylarca çalışır, form tutarlar. Sonunda yarışa hazır hâle gelirler.
Karagöl Kürek Yarışlarına katılmak için komiteye başvurulur. Başvuruları kabul edildiği gün bütün köylü sanki yarışı kazanmışçasına bayram yapar. Yarış günü dört gözle beklenir.
Yarış günü gelmiştir. Diğer köylüler gibi Bilgiçkentliler de akın akın yarış alanına taşınırlar. Hepsinde büyük heyecan. “En büyük bizim takım!” sloganları ile ortalığı inletirler.
Daha ilk gün Bilginçkent kürek takımı elenmiş. Hem de en sonuncu olarak.
Bu yenilginin hazmı çok zor olmuş. Herkes hem sesli hem de sessiz düşünmeye başlamıştır. Yine de sonuncu oluşlarını bir türlü hazmedememişler. Köy yönetimi, teknik heyete danışmış, teknik heyet birbirine yanaşmış. Sonunda toplu bir karar çıkmış köy yönetiminden:
-Kadroyu iki katına çıkaralım. Yarışma öncesi bir eleme yapalım. En başarılılarını yarışa sokalım.
Öyle de yapılmış. İki kat kadro hazırlanmış. Karagöl yarışlarından önce bir eleme yapılmış. Başarılılar takıma alınmış ama Bilgiçkentliler önceki gibi boylarının ölçüsünü bir kez daha almışlar.
Bu böylece sürmüş gitmiş. Her seferinde bir fiyasko. Her fiyaskoda ek kadro alınmış. Gittikçe kadro şişmiş. Ve en sonunda bütün köylü kadroya dahil olmuş. Sonuç yine aynı: Sondan birincilik.
Takıma alınmadık bir Musduvali kalmıştı. Çünkü bu boğa cüsseli adamın bedeni ne kadar iri ise düşünceleri de öylece kaba sabaymış; Bilgiçkentlilere ters gelirmiş. Bu yüzden adam yerine koymadıkları bu azmana “el’aman” demeyi kimse onuruna yedirememişti. Teknik müdür en sonunda belki bu işi bizim deli çözer diye danışmayı düşündü. Varıp kapısını çaldı.
-Yahu Musduvali… Etme eyleme… Son çare sensin. Gel şu işi hallet.
Musduvali biraz düşündü… Biraz taşındı… Başını beş parmağıyla hart hart kaşıdı.
-Tamam, dedi. Yalnız, işime karışmayacaksınız.
-Nasıl olur, diyecek oldu Teknik Direktör. Musduvali’nin kaşlarının çatıldığını görünce hemen vazgeçti.
“Peki!” deyip işi ve takımı Musduvali’ye teslim etti.
Musduvali, ağır gövdesini bir boğa gibi sallaya sallaya köy meydanını geçerken ardına takılan köylüler gittikçe çoğaldı. Göl kıyısına vardığında çoluk çocuk bütün Bilgiçkentlileri peşinde buldu.
-Şöyle bir gezinin, hünerinizi bir görelim bakalım, dedi.
Ekip tekneye bindi. Tekmili dokuz adam. En cılızları küreklere yapıştı. Diğerleri dümen başına üşüştüler. Zavallı kürekçiler bir sağa, bir sola kürek sallarken dümendekilerin kimi sağa kırdı, kimi sola… Tekne baş etrafında dönmekten yol alamaz oldu.
Musduvali biraz düşündü, biraz da kaşındı. Sonunda ağzından şu söz çıktı:
-Yahu bu dümeni tutmak bu kadar zor mudur ki hepiniz birden dümen başındasınız?
-Siz, geçin bakayım küreğe, alın şunları… Her birinize bir kürek. Sen de al şunu, dümen gerektiğinde dümen, yoksa kürek olarak kullanacaksın. Haydi çek… Bir, ki, üç, dört… Bir; ki, üç, dört!.. Haydi biraz daha canlı, ha gayret… bir, ki, üç, dört… bir, ki, üç, dört…
Sonuç çok mükemmel.
Bana anlattıklarına göre Karagöl kürek yarışları birinciliğini o tarihten sonra Bilgiçkentliler’in elinden alan olmamış.