(Ağız Özelliklerine Göre) YUKARI KARAÇAY
Daha eski devirlerde vuku bulan Türk göçlerini bir tarafa bırakırsak Anadolu, 11. yy.dan başlayarak 14. yy.a kadar süren göçlerle bir Oğuz vatanı hâline gelmiştir. Yoğunluğu Oğuz boyları teşkil etmekle birlikte diğer Türk topluluk ve boylarının da Anadolu’nun muhtelif yerlerine gelerek yurt tuttukları tarihî kayıtlarda mevcuttur. Ancak bunlar, Oğuzlara nispetle daha azdır. Yerleştikleri ya da yurt tuttukları bölgelerde Oğuz boyları ile kaynaşmışlar ve böylece dil bakımından özel ağız bölgeleri oluşmuştur…. Bugün kavmî bakımdan bir karışıp kaynaşmaya uğramış olan bölgelerde, hangi dil özelliklerinin Oğuz dışı Türk kavimlerine ve lehçe gruplarına ait olduğunu filolojik tahliller sayesinde ana çizgileri ile olsun ayırt edebiliyoruz.[1]
Bilindiği gibi Oğuzlar Üçoklar ve Bozoklar olmak üzere iki ana koldan 12’şer olmak üzere 24 boydur. Anadolu’ya bu 24 boydan 23’nün geldiği tespit edilmiştir.[2] Anadolu’ya gelmeyen boy Alkaevli’dir. Hem Üçok hem de Bozoklardan pek çok boy Anadolu’ya gelip yurt tutmuş ve yurt tuttuğu yerlerde kendi ağızlarının dairelerini oluşturarak Anadolu ağızlarının şekillenmesini sağlamışlardır. “Çünkü Oğuzlar uzun süre devam eden göçebe yaşayışlarının da etkisi altında kalarak şüphesiz standart tek bir Oğuzca konuşmamışlar, 24 boy arasında ses ve şekil bilgisi bakımından değişen bir takım ağız ayrılıkları olmuştur. Ayrıca, Anadolu’ya 300 yıllık bir zaman süresi içinde ayrı ayrı kümeler hâlinde gelmiş olan bu Oğuz boyları, yerleşme bakımından Anadolu içinde de birtakım etnik dalgalanmalara uğramıştır.[3] Anadolu’ya gelip yurt tutanlardan bir kısmı anayurttaki yaşayışlarına paralel olarak burada da yerleşik hayatı tercih etmişler ve şehirlerde esnaf ve sanatkârlığa, köylerde tarımla uğraşmaya devam etmişlerdir. Büyük çoğunluk ise göçer evli yaşayışı tercihle, hayvanlarını kışın ılık bölgelerde özellikle sahillerde kışlatmışlar; yazları ise serin yaylalara çıkıp yurtluk edinmişlerdir. Bu yüzden en hareketli hayatı Yörükler adını verdiğimiz hayvancı kesim yaşamıştır. Her obanın yazlık ve kışlık olmak üzere özel yurtlukları olduğundan diğer boylarla, kollarla ilişkileri, özellikle dil bakımından nispeten kapalı kalmışlardır. Bu kapalı veya kapalıya yakın dairede kendini bağımsız olarak en çok geliştiren kültür öğesi dil olmuştur. Dolayısı ile Oğuzların birbirinden sadece söyleyişe dayalı birçok ağızları meydana gelmiştir. İşte Anadolu ağızlarının çeşitli olmasının en önemli sebebi yerleşik hayata geçen Türkmenlerle göçer evli Yörüklerin kendi oba ve kollarının ağız özelliklerini korumuş olmalarıdır. Bu dışa kapalılığı hâlen Anadolu’da görmekteyiz. Bir köye dışarıdan gelen birini konuşmasından hemen tanırız ve onun konuşmasını “gubat” olarak nitelendiririz. Her köy veya oba kendi ağzında konuşanı benimser, diğerlerini dışlar ve kınamaya kalkışır.[4]
Yukarı Karaçay ağzının özellikleri ile Zeynep Korkmaz’ın “Anadolu Ağızlarının Etnik Yapı ile İlişkisi Sorunu” makalesinde tespit ettiği Oğuz Boylarının ağız özelliklerini mukayese ve çakıştırma yoluyla Yukarı Karaçay köyünün Oğuzların hangi boyundan olduğunu tespit edebiliriz. Sayın Korkmaz’ın ele aldığı üç Oğuz boyu (Kınık, Avşar ve Salur)’nun ağız özellikleri arasında Yukarı Karaçay’ın örtüştüğü Oğuz boyu, Kınık’larınki olmaktadır. Başka veriler ortaya çıkıncaya kadar, şimdilik böyle kabul etmek durumundayız. Korkmaz’ın tespitlerine göre Kınık boyundan Anadolu ağızlarına geçmiş olan başlıca dil özellikleri şöyledir:
1. Eski Türkçedeki nazal damak ñ’si olduğu gibi devam etmektedir: deñiz, seniñ, saña, yalıñ ‘yalın’ gibi.
2. Eski Türkçedeki kelime başı 9 ve k tonsuz damak sesleri tonlulaşarak ∫ ve g’ye dönmüştür: ∫ız, ∫urban ‘kurban’, gitmek gibi.
3. Anadolu’nun öteki bazı ağızlarında görülen iç ve son seslerdeki 9 > 0 değişimi görülmez.
4. Hece ve kelime sonlarında akıcı r ve l ünsüzler (konson) kolayca düşebilmekte ve kendilerinden önceki ünlüleri (vocal) uzatmaktadır: gumedim ‘görmedim’, vÿdik, vÁmış ‘varmış’, gÿmiş ‘gelmiş’, umüş ‘ölmüş’, t1ki ‘tilki’, bÿki ‘belki’ vb.[5]
Son ses r düşmesi sebebiyle şimdiki zaman eki -yor > -y½ olmuştur. Bunun şahıs ekleri ile çekimi -yon, -yoñ, -yo, -yoz, -yoñuz, -yolÁ şeklindedir.[6]
6. Belirli ünsüzlerin etkisi ile ünlü incelmeleri meydana gelmiştir: almes ‘elmas’, Áze ‘âzâ’, üyüdük-bille ‘uyuyunca’, alcen ‘alacağım’ gibi.[7]
7. -acak / -ecek gelecek zaman eki, ünlü düşmesi ile baştaki -a /-e sesini kaybetmiştir. Bu ek, kalın fiil kök ve tabanlarından sonra da ince olarak -cek şeklinde kullanılır. 1. ve 2. şahıs ekleri ile çekilirken hece kaynaşmasına uğrar: bulcen, bulceñ, bulcek, bulcez, bulceñiz, bulceklÿ gibi.[8]
8. Ünlü düşmesinden meydana gelen uzunluklar dışında, sözcüklerin ilk hecelerinde aslî ünlü uzunlukları ile ilgili uzun ünlüler vardır: Áltın, ∫Áşmak ‘kaçmak’, d1mek ‘demek’, Álmak ‘almak’, çÁlmak ‘çalmak’, dÁlmak ‘dalmak’, yÁzmak ‘yazmak’.[9]
9. Fiillerin soru şekillerinde, -mı? / -mi? soru ekinin, bazı kiplerin çekiminde kip ekinden önce geldiği görülmektedir: yey micen? ‘yiyecek miyim’, geli miyoñ? ‘geliyor musun’, yatı-mıyoñ? ‘yatıyor musun?’ gibi.[10]
10. Görülen geçmiş zaman (şuhudî mazi) kipi dışında genel olarak bütün öteki kiplerin çekiminde 1. şahıs için -m eki yerine -n eki kullanılmaktadır: isderin ‘isterim’ dÿyi-veren ‘deyivereyim’, ∫abul etmen ‘kabul etmem’ yey micen? ‘yiyecek miyim’ alcen ‘alacağım’ geliyon, ağleyon ‘ağlıyorum’ vb.[11]
Yine Zeynep Korkmaz’ın bu belirttiği özelliklerden ikinci madde (9 > ∫ / k > g gelişimi), Avşar boyundan gelme özelliklerle aynıdır. Fakat Yukarı Karaçay ağzının özelliklerine diğer madde özellikleri uymamaktadır.
Zeynep Korkmaz’ın tespit ettiği hususlardan bir diğeri de Yukarı Karaçay ağzında şimdiki zaman kipinin ikinci bir şeklidir. Köyümüzde hem yorımak, hem de barmak yardımcı fiilinden gelişen biçimi kullanılmaktadır. Yorımak kaynaklı olanı ileride belirtileceği gibi ‑yon, yoñ, yo, yoz, yosuñuz, yolÁ biçimiyle çekilirken barmak (varmak) kaynaklı olanı da kullanılmaktadır: -bÁrın, -bÁsıñ, -bÁ, -bÁz, -bÁsıñız, -bÁlÁ gibi.
Bunları bütünüyle değerlendirdiğimizde Yukarı Karaçay ağzı ile Korkmaz’ın 10 madde hâlindeki tespitlerinden bir tanesi bütünüyle (6. mad.), iki tanesi de kısmen (4. ve 8. mad.) uyuşmamaktadır. Diğer yedi madde (1, 2, 3, 5, 7, 9. ve 10. mad.ler) köyümüz ağzıyla tamamen benzerlik göstermektedir.
Bunlardan anlaşılıyor ki Yukarı Karaçay köyü, Oğuz boylarından Kınıklara mensuptur. Çünkü şimdiki zaman çekimini barmak (varmak) yardımcı fili türevi eklerle yapan diğer Oğuz boyları ile de akrabalığı vardır.
Yaşar Çağbayır, Söke-07.03.2007
[1] Korkmaz, Zeynep- “Anadolu Ağızlarının Etnik Yapı ile İlişki Sorunu”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı-Belleten, 1971, Ankara, 1971, s.21.
[2] Sümer, Faruk- Oğuzlar (Türkmenler), Ankara Ü. DTCF y. Ankara, 1967, s. 209
[3] Korkmaz, Zeynep- “Anadolu Ağızlarının Etnik Yapı ile İlişki Sorunu”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı-Belleten, 1971, Ankara, 1971, s.23.
[4] Yukarı Karaçay köyünün yerleşim zamanı ve biçimi hakkında bilgiler yok sayılır. Ne zaman iskân olundu, kimler yerleşti konusu bilinmezlerle doludur. Göçer evli Yörük boyları, yerleşik hayata geçtikten sonra kurdukları yerleşim birimlerine çoğu kendi oba ve oymaklarının isimlerini verdiği hâlde bir kısmı da göçerlikle ilişkilerinin kalmadığını belirtmek için başka isimler koymuşlar ve kendi boylarının isimlerini kullanmaz olmuşlardır. Yeni isimlendirmede coğrafi yapı (dağ, taş, dere, çay, ova), fiziksel özelliklerden yararlanmışlardır. Bizim köy de Yukarı Karaçay adını almıştır. Neden Karaçay, bilmiyoruz. Köyün içinden geçen çayın “kara” sıfatı ile bir ilgisi yoktur. Bir Türk kavmi olan Karaçaylarla ilgisi olup olmadığını da bilmiyoruz. Ancak, Yatağanda devrin en önemli eğitim kurumlarından olan Hicran Hatun tekkesine ait vakıfların Yüreğilliler tarafından ihlal edilmesi üzerine 1744’te padişaha yapılan başvuruda “Manda yaylasından” söz edilmektedir. Yine 1749 tarihli bir vakfiyeye göre Yatağan Karye Muhtarı Mehmet oğlu Hacı Ahmet Ağa yaptırdığı bir okul ve cami için Yukarı Karaçay’da bulunan iki değirmeni vakfetmiştir. Yaşlıların belirttiğine göre bizim köyde Yüreğillilere ait olduğu söylenen iki değirmen vardı: Hatıplar ve Hacı Musaların değirmenleri. Diğer değirmenlerin ise ne zaman yapıldığı belli değildir. Yine yaşlıların belirttiğine göre köyün zenginlerinden birisi (veya mültezim, ağa olabilir) bugün Manda tarlaları olarak adlandırılan mıntıkayı Yüreğillilerden satın alarak köylüye dağıttığı bilinmektedir. Bu naklî bilgi yukarıda bahsettiğimiz Yatağan’a ait arazilerin Yüreğilliler tarafından ihlali şikâyeti ile örtüşmektedir. Bu bilgiler ışığında Yukarı Karaçay arazilerinin Yatağan ve Yüreğillilere ait olduğu söylenebilir. Yatağanlılar Yukarı Karaçay dağlarındaki ormanlardan barut imalinde ve yatağan, çakı, bıçak imalinde kullandıkları kömürleri imal ediyorlardı denebilir. Bilinmektedir ki İstanbul’un fethinde kullanılan barutların bir kısmının Yatağanda üretilmiştir. Hatta Kurtuluş Savaşında bile hemen hemen bütün Yatağanlı kadınlar orduya barut yetiştirmek için seferber olmuşlar, barut ocaklarında çalışmışlardır. Köyde diğer bir zengin de (o da son günlere 1950’li yıllara kadar devam eden ağalık geleneğine bakılırsa, mültezimlerden olmalı, çünkü Davazlıoğullarına köyden vergi / haraç toplayıp götürdükleri yaşlılar tarafından söylenmektedir.) İçalanı denilen mıntıkayı köylülere dağıtmıştır. Köyde boy olarak bir birlik olup olmadığı belli değildir. Hatta derleme bir yerleşim yeri midir, bu da açık değildir. Ama aşağıda açıklanacak olan ağız özelliklerine göre çoğunluğun aynı Oğuz boyundan geldiği anlaşılmaktadır. Yine eskilerin anlattığına göre bir diğer ağanın veya mültezimin bölgesinde suç işleyerek takipten kaçarak dağların arasındaki bu yere sığınanlar varmış. Aşağı Karaçay ile arasında coğrafi olarak şehir ilişkileri açısından fark vardır. Onların ilişkileri geçmişte tamamen Honaz’a yönelikti. Bizim köy ise hemen hemen Honaz’la yoğun ilişki içinde değildir. Hatta bizim köyde ağaların bağlı olduğu baş, Davazlıoğulları imiş. Vergileri yani haraçları Davazlıoğlu adına toplanır ve Tavas’a götürülüp ödenirmiş. Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar böyle devam etmiştir. Ancak 1940’lı yıllarda neredeyse devrim denilecek bir muhtarlık değişimi olayı ile bu iş bitirilmiştir.
[5] Yukarı Karaçay ağzında l’ler henüz düşmemiştir. Tonluluğunu yitirerek düşme durumuna yaklaşmıştır. Bu yüzden gevşek boğumlanmalı bir hâl almıştır. Şimdilerde yazı dilinin ve televizyonların etkisi ile düşme sürecini durdurmuşa bezmektedir.
[6] Şimdiki zaman çekiyi Yukarı Karaçay ağzında geli-yon, geli-y½suñ, geli-yo, geli-yoz, geli-y½suñuz, geli-y½lÁ biçimindedir.
[7] Yukarı Karaçay ağzında bu maddede belirtilen ses olayına rastlanmaz.
[8] Yukarı Karacay ağzında bu maddede belirtilen hususlardan hece düşmesi olayı gerçekleşmektedir. Ancak büyük sesli uyumu kuralına aykırılık göstermez. Yani ek -cek şeklinde değil de -cak şeklinde kullanılır. Ayrıca “bulceñiz” değil “bulcÁsıñız” biçimindedir.
[9] Yukarı Karaçay ağzında bu maddede sözü edilen uzunluklar yarımdır. Henüz aslî uzunluk sayılacak dereceye gelmemiştir.
[10] Yukarı Karaçay ağzında bu olay sadece şimdiki zaman çekiminde görülür.
[11] Madde belirtilen özellik Yukarı Karaçay ağzı için de geçerlidir. Ancak kalın ünlülerin incelmesi olayı söz konusu olmadığı için verilen örneklerin bir kısmı Yukarı Karaçay ağız özelliklerinin dışındadır. yey micen, alcen, ağleyon değil yÿcek miñ, alcan, Álayon biçimindedir.