Yaşar Çağbayır’dan Bir Kitap Daha: “YANIK ÇAYDANLIK”
Abdülkadir GÜLER
Kimi yazarlarımız yazdığı eserlerinin reklamını yapıyor ve bu eserleriyle
övünüyorlar. Kimisi de kaleme aldığı bir eserinin reklamından öte derin ve
sesiz bir denizde yüzer gibi her türlü gösterişten uzak yaşayıp gidiyorlar.
Sade bir hayatları vardır. Çok düşünürler, az ve öz yazarlar. İşte öğretmen
meslektaşım Yaşar Çağbayır da bu az ve öz yazanlardandır. Eserini nasıl
yazdığını, ne zaman ortaya koyduğunu bilemezsiniz. Öyle gelişigüzel olur olmaz
ortamlarda “ben yazarım, ben şairim veya benim şu kadar öykülerim var, şu kadar
kitap yazdım şu kadar hikâyelerim var “ deyip öğünmüyor. Öyle övünmeyi pek
sevmeyen ağır başlı bir kişiliğe sahiptir.
Öğretmen, idareci meslektaşım Yaşar Çağbayır’la (1985- 1993) yılları arasında Söke İlçe
Millî Eğitim Müdürlüğü’nde çalıştık; hatta üç dört yıl aynı odayı
birlikte paylaştık. İkimiz de İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nde Şube Müdürü
olarak görev yapıyorduk. İlçe Milli Eğitim Müdürümüz Sayın Musa Avcı, bir başka
yazar arkadaşımız O. Hasan Bıldırki vardı. Musa Bey okumayı seven bir adamdı.
Söke’de yapılan -bugünkü Öğretmenevi dâhil olmak
üzere- pek çok okul binasının temelinde Sayın Musa Avcı’nın imzası vardır. Bunu hiçbir zaman
yadsınamayız. Ama üçümüzün de yazıları sanat ve kültür dergilerinde
yayımlanıyordu. Benim daha çok şiir, araştırma, inceleme, deneme, halk
edebiyatı, folklor (halk bilimi), şiir, röportaj, tanıtım, eleştiri gibi
yazılar; O. Hasan Bıldırki’nin ise şiir, deneme, hikâye, tanıtım, araştırma ve
eleştirileri çeşitli sanat ve kültür dergilerinde boy gösteriyordu. Dördümüz de
uzun yıllar başarılı bir şekilde birlikte görev yaptık. Sözün özü (1985 1993)
yılları arasında birlikte görev yaptığımız Söke İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nde
birçok acı ve tatlı anılarımız vardır. Sonradan ters bir rüzgâr eserek ayrı
ayrı yerlerde görev yaptık. Ama dostluğumuzdan, arkadaşlığımızdan asla ödün
vermedik. Vefalı olmayı asla unutmadık. Bu tarihler arasındaki yaşantımız ayrı
bir yazma konusudur…
Bu yazımda öğretmen arkadaşım Yaşar Çağbayır’ın yeni yayımladığı “YANIK ÇAYDANLIK”tan
biraz söz etmek istiyorum: Yanık Çaydanlık / hikâyeler kitabı, İstanbul’da
Ötüken Yayınları arasında Ağustos 2011 basılmış olup, 198 sayfadan ibarettir. Benim
ilkokul numaram 198 idi, bana o günleri anımsattı. Nerden nereye? Kitabın arka
sayfasında şu satırları okuyoruz:
“Yanan evimizle ilgili benim tek hatıram, yanık bir çaydanlıktır. Enkazdan çıkarmışlar
o çaydanlığı. Bu benim en sevdiğim oyuncağım idi. O benim devemdi. Sapına
bağladığım bir iple onu deve yapmıştım. Herhalde emziğinin deveboynu gibi eğri
oluşundandı bu adlandırma. Yaz günü, bahçemizin üstünden geçen değirmen
arkından çaydanlığa su doldurur, ipinden çeke çeke götürürdüm. Çaydanlık kim bilir
kaç kere devrilir, suyu dökülürdü. Bıkmadan usanmadan yine arığa kadar gider su
doldurur, ipinden çekerek getirmeğe çalışırdım. Akşama kadar işim, oyuncağım
buydu” diyor…
Yanık Çaydanlıkta 20 hikâye (öykü) vardır. Yanık Çaydanlık (.s.11 ), Aydos’ta Mehtap
(s.21), Bir Kitap Alıver, Yeter (s.32), Boynuz Saplı Çakı (s. 53), Dolabı Kim
Döndürdü? (s. 64), Herkes Dümen Başında (s. 70), Kara Tavuk Kanı (s. 74), Karga
Yavrusu İle Manda Avlamak (s. 90), Öğretmen Olmalıyım (s. 100), Sarı Yağlık (s.
106), Yılan mı? İp mi? (s. 109), Zeybek Kıyafeti (s. 112), Kurban Derisi (s.123),
Dağılan Sürü (s. 132), Bir Karışık Akıl (s. 142), Dallı Ada (s.150 ), At
Pazarlığı (s. 159), Politik Yardım (s. 165), Koca Yörük Dayı (s. 172), Keklik
Pilavı (s. 184).
Yaşar Çağbayır hikâyelerinde özellikle öğretmen olarak görev yaptığı köy ve ilçelerde
yaşadığı yerleri, toplum içinde karşılaştığı olayları, konu olarak alıp öykülerinde
işlemiştir. Bizzat onu, olayların içinde görüyoruz; yaşayarak, capcanlı anlatıyor.
Yanık Çaydanlık’ta küçükken başından geçen bir yangın olayından söz ediyor.
Evlerinin bahçesine bir ceviz fidanını alıp diktiğini hatırlatıyor. Adeta bu
fidanla sohbet eder gibi yazıyor. Ağacı, ormanı seviyor. Ağaca önem veriyor.
Zaten bir köy çocuğu olduğu için yaşamı bağ bahçe içinde geçiyor. “Ben de ağacı
ve yeşili severim. Herhâlde atadan miras olmalı. Ağaçların o koca gövdeleri ile
şu toprağa sıkı sıkı sarılışlarından tutun da rengi, biçimi ile birbirlerine
benzeyen fakat hiçbiri bir diğerine benzemeyen binlerce yaprak üzerine felsefe
yapmaya bayılırım. Çınar, çam, köknar türü büyük ağaçlar beni çok etkiler. O
koca gövdeleri ilk zamana ve mekâna meydan okuyormuş gibi gelir. Küçük ağaçlar
sevimli olur. Naziktirler, ama büyükleri öyle mi? Kalın gövdeleri, geniş
dalları ile azametle dikilirler karşımıza. Ulaşılması zor yüce dağlar gibidir,
onlar. Ceviz ağacını da bu yüzden mi daha çok severim bilmem. Ama şurası gerçek
ki cevizin gönlüme ayrı bir yeri vardır” (s. 13).
Hikâyelerinde doğrudan doğruya dünden bugüne öğretmenlik mesleğinden köy yaşantısından
Anadolu halkıyla bütünleşerek onların inançlarına, geleneklerine, toplumsal
yaşayışlarına ters düşmemiş, bilhassa olanlara yakın olmuş ve yaşadığı olayları
bir hikâye oylumunda yaşayan, arı, duru, akıcı ve çarpıcı bir Türkçe ile
hikâyelerini hazırlamaya özen göstermiştir. Bazı hikâyelerinde yöresel deyim ve
sözcüklere yer vermiştir. Anlaşılmaz, ağdalı deyim ve sözcüklere asla iltifat
etmemiştir. “Kurban Derisi “ Hikâyesinde olduğu gibi (s. 123 – 130). Bundan da
başarılı olduğunu görüyoruz. İlerde daha güzel ve daha nitelikli, daha kalıcı
hikâyeler hatta bir roman boyutunda eserler vereceğine inanıyorum. Çünkü Yaşar
Çağbayır kendini iyi yetiştirmiş, koca devasa bir Ötüken Türkçe Sözlük’ü (5
Cilt–246.000 kelime / Ötüken Yayınları, İstanbul-2007) hazırlayan bir yazın
eridir. “Yanık Çaydanlık” Hikâyelerini bir solukta okuduğumu söylemek isterim.
Sevgili meslektaşım Yaşar Çağbayır’ı bu güzel akıcı ve yalın kitabından dolayı tebrik ediyor, ilerde daha kalıcı eserler
ortaya koyacağı inancıyla tebriklerimi sunuyorum. Eline diline ve ömrüne bereket diyorum.
Henüz yorum yapılmamış.